ZİLYETLİK

Mülkiyet hakkının veya sınırlı ayni hakların kurulması, kazanılması ve kaybedilmesi taşınır mallar bakımından zilyetlik, taşınmaz mallar bakımından ise tapu sicili vasıtasıyla mümkün olabilmektedir.
Zilyetlik, sözlük anlamı itibariyle “bir kimsenin bir şeyi elinin altında bulundurması” demektir.
Medeni Kanunumuz zilyetliği “bir şey üzerinde fiili hakimiyet sahibi olma” şeklinde ifade etmektedir (m. 973/1). O hâlde zilyetlik, bir şey üzerinde fiili hakimiyet veya bir eşyayı fiili hakimiyet ve kudret alanı içinde bulundurmak biçiminde tanımlanabilir. Bir şey üzerinde fili hakimiyeti bulunan kimse de “zilyettir (MK m.973/1). Örneğin kitaplarını, elbiselerini, gözlüğünü, otomobilini, evini vs. fiili hakimiyet alanı içinde bulunduran kişi, bütün bu eşyaların da zilyedi olmaktadır.

Bir kimse genellikle mülkiyetinde bulunan bir eşyanın aynı zamanda zilyedi de olduğundan, hukukçu olmayanlar tarafından “mülkiyet” ve “zilyetlik” kavramları çoğu kez aynı seymiş gibi algılanır. Oysa mülkiyet ve zilyetlik aynı şey olmayıp, birbirinden çok farklı iki kurumdur, zira mülkiyet ve zilyetliğin mutlaka da aynı kişide birleşmesi şart değildir. Bir kimse bir eşyanın maliki olduğu halde zilyedi olmayabileceği gibi, bir başka kimse de bir eşyanın zilyedi olduğu halde onun maliki olmayabilir. Orneğin bir hırsız sizin saatinizi çalarsa onun zilyedi olur, zira saatiniz artık onun fili hakimiyet alanı içini girmiş bulunmaktadır; fakat hirsiz çaldığı saatin hiçbir zaman maliki olamaz.


UNSURLARI

Bir eşya üzerinde zilyetliğin söz konusu olabilmesi için, bir “fili hakimiyet”, diğeri ise “zilyetlik iradesi” olmak üzere başlıca iki unsura ihtiyaç vardır:

A) Fiili hakimiyet (Corpus)
Fiili hakimiyet unsuru, zilyetliğin maddi unsurudur. Fiili hakimiyetten maksat, “bir kimsenin mülkiyet veya diğer sınırlı bir ayni hak olarak sahip olabileceği maddi haklar dışında bir şey üzerinde icra edebileceği fiili kudrettir.
Fiili hakimiyet unsurunun varlığının kabul edilebilmesi için maddi bağlantının mutlaka da sıkı olması, yani o şeyin kişinin elinin altında, yakınında bulunması şart değildir; kişinin o şey üzerinde fili hakimiyetini sürdürebilecek durumda olması yeterlidir.
Bir kimse üzerinde taşıdığı elbisesinin, kolundaki saatinin, cebindeki kaleminin zilyedi olduğu kadar, evinin önüne park ettiği otomobilinin, kiraya verdiği evinin rehin bıraktığı halısının ve denize attığı balık ağının da zilyedidir.

B) Zilyetlik iradesi (Animus)
Zilyetlikten söz edebilmek için maddi unsur olan “fili hakimiyet’in yanında ayrıca ‘zilyetlik iradesi” yani şey üzerinden fiili hakimiyete sahip olma iradesi” gibi psikolojik bir unsura gerek olup olmadığı hukukçular arasında uzun zamandan beri tartışılmaktadır.
Doktrinde baskın görüş, zilyetlik iradesinin zilyetliğin zorunlu bir unsuru olduğunu kabul eden görüştür. Buna göre, bir kimsenin, fiili hakimiyeti altında bulunmakta olan bir şeyi fili hakimiyeti alanında bulundurma konusunda bir isteği de bulunmalıdır. Başka bir deyişle, bir eşya üzerinde fili hakimiyet ancak bilerek ve istenerek icra edildiği takdirde zilyetlikten söz edilebilir. Ancak zilyetlik iradesinin her bir şey için ayrı ayrı var (mevcut) olması da gerekli değildir, fili hakimiyet konusunda genel bir iradenin, genel bir zilyet olma isteğinin varlığı yeterlidir. Bu itibarladır ki evinin önüne posta kutusu koymuş olan kimse, kutuya atılan bütün mektupların zilyedi olur.

ZİLYEDLİK TÜRLERİ

A) Asli zilyetlik-Fer’i zilyetlik
Zilyet bir sınırlı ayni hak (irtifak veya rehin hakkı) veya bir kişisel (şahsi) hakkın kurulmasını ya da kullanılmasını sağlamak için şeyi başkasına teslim ederse, bunların ikisi de zilyet olur. Bir şeyde malik sıfatıyla zilyet olanlar o şeyin asli zilyetleri, diğerleri ise fer’i zilyetleridir.
Görüldüğü gibi, malik sıfatıyla davranan kimsenin zilyetliği asli zilyetlik, buna karşılık şeyi sınırlı ayni (örneğin rehin hakkına) veya kişisel (şahsi) bir hakka (örneğin kira hakkına dayanarak fiili hakimiyeti altında bulunduran kimsenin zilyetliği ise fer’i zilyetlik olmaktadır.
O halde, bir kimse otomobilini kiraya verirse veya bir borcu için rehin ederse, bu kimse malik sıfatıyla otomobilin asli zilyedi; kiracı veya rehin alan ise, kira veya rehin hakkı dolayısıyla otomobilin fer’i zilyedidir.


B) Dolaysız zilyetlik-Dolaylı zilyetlik 

Dolaysız (vasıtasız) zilyetlik, bir şeyde fiili hakimiyetini doğrudan doğruya sürdüren (icra eden), yani o şeyi kendi maddi hakimiyet alanı içerisinde bulunduran kimsenin zilyetliğidir (MK m. 975).
Dolaylı (vasıtalı) zilyetlik ise, bir şey üzerinde fiili hakimiyetini bir başka kişi aracılığıyla sürdüren, yani o şeyi sınırlı ayni veya kişisel (şahsi) bir hak kurmak üzere başkasına vermiş olan kimsenin zilyetliğidir (MK m. 975).

O halde, otomobilini kiraya vermiş olan kişi, onun üzerinde fili hakimiyetini ancak kiracı vasıtasıyla sürdürebildiğine göre “dolaylı zilyet”, otomobili kiralamış olan kişi ise, sahip bulunduğu kişisel (şahsi) hak (kira hakkı) dolayısıyla otomobil Üzerinde fiili hakimiyeti doğrudan doğruya sürdürdüğünden dolaysız zilyet”dir.


C) Tek zilyetlik-Birlikte zilyetlik
Tek zilyetlik, bir şey üzerinde bir tek kişinin yalnız başına zilyet olması demektir.
Birlikte zilyetlik ise, bir şey üzerinde fiili hakimiyeti aynı hukuki sifatla beraberce sürdüren (icra eden) kimselerin zilyetliğidir.
Birlikte zilyetliğin de iki türü vardır:
Paylı (ortak) zilyetlik, bir şeye beraberce zilyet olanlardan her birinin o şeyi diğerlerinden bağımsız olarak tek başına kullanmaya yetkili olması halidir. Örneğin üç arkadaş beraberce bir ev kiralarlarsa ve her birinde evin anahtarı varsa, onlardan her biri bu evin “paylı zilyedi”dir. #lel.boxcloent edebiliyerden
Elbirliği halinde zilyetlik ise, bir şeye beraberce zilyet olanların o şeyi ancak hep birlikte hareket etmek suretiyle kullanabilmeleri hâlidir. Örneğin iki ortak tacirden her biri, bir bankada birlikte kiraladıkları kasayı kendi anahtarıyla tek başına açamıyor, kasayı ancak çifte anahtarla ve beraberce açabiliyorlarsa, onlar o kasanın “elbirliği halinde zilyedi”dirler.

D) Eşya zilyetliği-Hak zilyetliği
Eşya zilyetliği, maddi bir mal, yani taşınır veya taşınmaz bir eşya üzerindeki fili hakimiyettir. Zaten zilyetlik kural ve genel olarak ancak eşyalar üzerinde söz konusu olabilir.
MK m. 973/1l’de “taşınmaz üzerindeki irtifak haklarında ve taşınmaz yüklerinde hakkın fiilen kullanılması zilyetlik sayılır” denmek suretiyle bu konuda bir istisna getirmiştir.

E) Başkası Için Zilyedlik – Zilyet yardımcılığı 
Mal bakımından hiçbir ayni hak veya kişisel hak iddia etmeksizin malı elinde bulunduranlar, ne asli ne de fer’i zilyeddirler. Yani taşıyıcı, işçi veya temsilci sıfatıyla bir mali elinde tutanlarkendileri için zilyed olmayıp, bunlar sadece “başkası için zilyed”dirler. Bunların mal üzerinde kendileri için hakimiyetleri yoktur. Başkası için zilyed olanlar kendi adlanına zilyedlik hükümlerinden faydalanamazsalar da, kendilerine mali veren kişi adına zilyedliğin korunmasını isteyebilmelidirler. 
Buna karşılık başka bir kişinin zilyed bulunduğu eşyayı hiçbir hakimiyet iddia etmeksizin sadece kullanma imkânına sahip olanlar “başkası için zilyed” dahi sayılmazlar. Evdeki buzdolabını kullanan aşçı, süpürge ile ortalığı temizleyen hizmetçi vs. gibi. Bunların durumuna “zilyed yardımcılığı” veya “hizmet zilyedliği” adı verilmektedir. Bunlar zilyed adina dahi zilyedlik hükümlerinden yararlanamazlar. Mala saldırı hålinde bunlar ancak genel meşru müdafaa (TBK m. 64) hükmünden yararlanabilirler. Zilyed yardımcıları emin sıfatıyla zilyed sayılmazlar, çünkü zilyed değildirler.
Zilyed yardımcısının malda zilyedlik iddiası, bir emniyeti suiistimal değil, hırsızlık teşkil eder.

ZİLYETLİĞİN KAZANILMASI VE KAYBEDİLMESİ

1.KAZANILMASI

Zilyetlik aslen kazanma”, tesisen kazanma” ve “devren kazanma” olmak üzere başlıca üç yoldan kazanılabilir:
A)Aslen kazanma
Medeni Kanunumuz zilyetliğin aslen kazanılması hakkında herhangi bir hüküm getirmemiştir.
Zilyetliğin aslen kazanılması, bir şeyin zilyetliğinin bir başkasından naklen ve devren değil, doğrudan doğruya kazanan kimsenin tek taraflı bir eylemiyle elde edilmesi demektir. Aslen kazanma, kazananın başkalarının fiil ve katılımına gerek olmaksızın o şeyi bizzat kendi fiiliyle (eylemiyle) kendi hakimiyet alanına sokulması yoluyla gerçekleşir. Örneğin bir kimse ormanda avladığı tavşan veya gölden tuttuğu balik üzerindeki zilyetliği aslen kazanmış olur.
Ayrıca, ayırt etme gücü bulunmayan bir kimseden teslim alınan malda aslen kazanma söz konusu olduğu
gibi; mali çalan hırsız ve emanet birakilan malın kendi malı olduğunu iddia eden kimse de mal üzerinde zilyedliği aslen kazanmıştır.

B)Tesisen Kazanma
Mevcut bir zilyedin kendisi de zilyed kalmak üzere başka bir kişiye tarafların rızası ile zilyedlik tanımasıdır. Örneğin, (A) evini (B)’ye kiralayıp ona teslim etse, (B)’nin ev üzerinde fer’i zilyedliği kazanması tesisen kazanmadır.

C)Devren kazanma
Zilyetliğin, devren kazanılması, bir şey üzerinde halen var olan (mevcut bulunan) zilyetliğin zilyedin isteğiyle bir başkasına geçirilmesi, o kişiye nakledilmesi demektir. Buna zilyetliğin devri veya zilyetliğin nakli denir.
D) Miras yoluyla kazanma Zilyetlik fiilen teslime gerek olmaksızın miras yoluyla da kazanılabilir. Gerçekten, mirasın açılması ile birlikte mirasbırakanın terekesine giren bütün şeylerin zilyetliği kanundan ötürü mirasçılara geçer (MK m. 599/1). Bu sonucun doğması için, mirasçıların mirasın açıldığından haberdar bulunmalarına dahi gerek yoktur.

Zilyetliğin Devri Yolları
Medeni Kanunumuz zilyetliğin devren kazanılma yolunu 977-980. maddelerinde düzenlemiştir. Zilyetliğin devrinin çeşitli türlerini aşağıdaki şekildedir:

1) Teslimle devir
Zilyetliğin devren kazanılmasının en normal ve doğal şekli, zilyetliği devredilecek olan şeyin zilyetliği kazanacak olan kimseye teslim edilmesidir. Zilyetliğin teslimle devrini biri “hazır olanlar arasında” diğeri “hazır olmayanlar arasında” olmak üzere iki yönden ele almak gerekir:
Hazır olanlar arasında zilyetlik, “şeyin veya şey üzerinde hakimiyeti sağlayacak araçların, edinene teslimi veya edinenin önceki zilyedin rizasıyla şey üzerinde hakimiyeti kullanacak duruma gelmesi halinde devredilmiş olur” (MK m. 977).
Örneğin satın alınan bir kitabın satıcı tarafından paket edilip alıcının eline verilmesiyle kazanılabileceği gibi, o şeyi zilyetliği kazanacak olan kişinin fili hakimiyet alanına geçirmeyi sağlayacak araçların teslimiyle, örneğin satın alınan otomobilin anahtarlarının alıcıya verilmesiyle de kazanılabilir. Ayrıca, tarladaki yığını bir kişiye satıp bu kişiye yığını kaldırma yetkisinin verilmesinde de hazırlar arasında teslim söz konusu olmaktadır (teslim yerine geçen sözleşme ya da diğer adıyla zilyedlik sözleşmesi).
“Hazır olmayanlar arasında zilyetliğin devri, şeyin temsilciye teslim edilmesiyle gerçekleşmiş olur. Çünkü “temsilciye yapılan teslim, temsil edilene yapılmış gibi zilyetliği geçirir” (MK m.978). Burada adı geçen temsilci teknik anlamda temsilci değildir. Zilyetliğin teslim yoluyla kazanılmasına aracılık eden kimse, zilyetliği kazanacak olan kişinin temsilcisi değil, ancak yardımcı kişisi olabilir. Oyleyse şeyin zilyetliği de ona değil, zilyetlik kendisine devredilmek istenen kimseye geçer. Örneğin bir kitapçı telefonla satın aldığım kitabı bana verilmek üzere oğluma teslim etse, bu kitabın zilyetliğini oğlum değil, doğrudan doğruya ben kazanmış olurum.

2) Teslimsiz devir 
Medeni Kanunumuz zilyetliğin bazen teslim fiilen gerçekleşmeksizin de geçebilmesini mümkün kılmıştır. Buna “Zilyetliğin teslimsiz devri” deriz.
Zilyetliğin teslimsiz devri, şey üzerindeki fili hakimiyet durumunda herhangi bir değişiklik olmadığı hâlde, zilyetliğin karşılıklı irade açıklamalarıyla devredilmesi demektir. O halde, teslimsiz devirde şey kimin fiili hakimiyet alanında bulunmakta ise yine orada kalmakta, fakat, zilyetlik buna karşın devredilmiş olmaktadır.

Teslimsiz devir yolları:
a) Kısa elden teslim 
Kisa elden teslim bir şeyi o ana kadar sınırlı ayni (örneğin rehin) veya şahsi (örneğin kira) bir hakka dayanarak fer’i zilyet sıfatıyla fili hakimiyet alanında bulunduran kimsenin zilyetlik türünün bu kez bir hukuki işlemle değişmesidir. Örneğin bir arkadaşınızdan Medeni Hukuk kitabını okumak üzere ariyeten (ödünç olarak) almış iseniz, bu kitabın fer’i zilyedi olmuşsunuzdur. Bu kez arkadaşınız bu kitabı size satarsa veya hediye ederse (bağışlarsa), kitabın sizden geri alınıp tekrar size teslim edilmesine gerek olmadan siz kitap üzerinde zilyetliği (tek başına zilyetliği) kazanmış olursunuz. Ancak, bu sonucun doğabilmesi için, yani sizin kitabın tek başına zilyetliğini teslim gerçekleşmeksizin salt irade açıklamasıyla kazanabilmeniz için, satım veya bağışlama sözleşmesinin geçerli olması şarttır.
Ayrıca, o âna kadar kiracı olarak oturmakta olduğunuz evi satın almanız da kısa elden teslim hakkına verilebilecek diğer bir örnektir. 

b) Hükmen teslim
Hükmen teslim, eşyanın dolaylı zilyetliğini devreden kişinin, özel bir sebebe dayanarak o eşya üzerinde dolaysız
zilyetliğini devam ettirmesi demektir. Size satmış olduğum otomobilimi ihtiyacım dolayısıyla 6 ay süreyle sizden kiralarsam,
otomobilimi size teslim etmediğim hâlde siz otomobilin dolaylı asli zilyetliğini bu hukuki işlemle kazanmış olursunuz. Ben de
o ana kadar malik sıfatıyla asli zilyedi olduğum otomobilimin bu kez kiracı sıfatıyla dolaysız fer’i zilyedi olurum.

c) Zilyetliğin havalesi
Zilyetliğin havalesi, halen üçüncü bir kişinin dolaysız fer’i zilyetliğinde bulunmakta olan bir şeyin dolaylı asli
zilyetliğinin önceki zilyet tarafından zilyetlik durumunda bir değişme olmaksızın irade açıklamasıyla yeni zilyede devredilmesidir (MK m. 979/1).
Zilyetliğin havale suretiyle kazanılması için, zilyetliğe konu olan şeyin hålen üçüncü bir kişinin dolaysız fer’i
zilyetliğinde bulunması ve zilyetliği devreden ile kazanacak olan arasındaki anlaşmanın geçerli olması gerekir. Fakat, olaylı bir tarzda dahi zilyed olmayan bir kimse için zilyedliğin havalesi söz konusu olamaz. Örneğin, mali çalınmış bir kimse, mülkiyet hakkına sahip ise de zilyedliği yoktur. Bu kişi, hırsızdaki malini bir başkasına satsa, zilyedliği hiçbir şekilde devredemez.
Ali, Veli’ye kiraya vermiş olduğu otomobilini bu kez Ahmet’e satmış ve Veli’nin bundan böyle kendisi (All) için değil, fakat onun (Ahmet) adına fer’i zilyet olarak kalmakta devam edeceği hususunda anlaşmış ise, asli dolaylı zilyetlik böylece satıcı Ali’den alıcı Ahmet’e geçmiş olur, yani Ali’nin zilyetliği sona erer. Dolaylı zilyetliğin eski zilyetten yeni zilyede geçişinin şeyin dolaysız fer’i zilyedine karşı da hüküm ifade edebilmesi için, durumun eski zilyet (devreden) tarafından üçüncü kişiye bildirilmesi gerekir (MK m. 979/11). O halde, örneğimizde satıcı Ali, zilyetliğin havale suretiyle Ahmet’e geçtiğini dolaysız zilyet durumundaki kiracısı Veli’ye bildirecektir; bildirmezse, zilyetliğin Ahmet’e geçişi Veli’ye karşı hüküm ifade etmez.
Dolaysız zilyet durumundaki üçüncü kişi, zilyedliği devredene karşı ileri sürebileceği sebeplerle şeyi edinene vermekten kaçınabilir (MK m.979/11).
 

d) Emtiayı temsil eden senetlerin devri 
Zilyetliğin nakli, emtiayi temsil eden senetlerin devri yoluyla da gerçekleşebilir. Gerçekten, MK m. 980 uyarınca “bir taşıyıcıya veya umumi mağazaya (antrepoya) bırakılmış emtiayı temsil eden kıymetli evrakın teslimi, emtianın teslimi gibi sonuç doğurur.”
Emtiayı temsil eden senetler, eşyanın umumi mağazaya veya taşıyıcıya bırakılmasına (tevdi edilmesine) karşılık onlar tarafından verilen ve kıymetli evrak niteliğinde olan senetlerdir. Bunlar da taşıyıcının verdiği konişmento ve taşıma senedi ile umumi mağazalar tarafından verilen makbuz senedi ve rehin senedinden (varanttan) ibarettir.
Emtiayi temsil eden bir senedin, örneğin bir umumi mağazaya bırakılmış bulunan mobilyalara karşılık bu mağaza tarafından verilmiş olan “makbuz senedi”nin hak sahibi, bu senedi bir başkasına devrederse, senedin temsil ettiği mobilyaların dolaylı zilyetliği de senetle birlikte senedi almış olana devredilmiş olur. Burada da, zilyetliğin devri için fiili hakimiyet durumunda bir değişme, yani eşyanın teslimi gerekmemektedir.
Mali temsil eden kıymetli evrak bir kişiye teslim edilmişken, malı elinde bulunduran taşıyıcı veya umumi mağaza bu malı iyiniyetli bir 3. kişiye teslim ederse, malda fiilen hâkimiyeti ele geçiren 3. kişinin zilyedliği tercih edilir. Bu kural, emin sıfatıyla zilyedden kazanılan ayni haklarda iyiniyet sahibi kazananı koruyan MK. m. 988’in özel bir uygulamasıdır.

2.KAYBEDİLMESİ
Medeni Kanunumuz zilyetliğin ne zaman kaybedilmiş olacağı hakkında özel bir hüküm getirmemekle birlikte, ancak maddesinde “fiili hakimiyetin geçici nitelikteki sebeplerle veya kullanma imkânının ortadan kalkması zilyetliği sona erdirmez” demek suretiyle bir şey üzerinde fiili hakimiyetin geçici sebeplerle kullanılmaması halinde zilyetliğin kaybedilmiş olmayacağını ifade etmektedir. O hâlde, bir öğrenci kitabını sınıfta unutmuşsa veya bir çiftçi ovayı sel sularının kaplaması sebebiyle tarlasına giremiyorsa geçici olan bu durum yüzünden kitabın veya tarlanın zilyetliğini kaybetmiş olmazlar.
Zilyetliğin kaybedilmesi demek, eşya üzerinde fiili hakimiyeti sürdürme imkânının sürekli olarak ortadan kalkmış olması demektir ki, bu da ya zilyedin iradesiyle ya da iradesi dışında olur. 

Gerçekten, zilyet zilyetliğinde bulunan şeyi kendi iradesiyle zilyetliğinden çıkarabilir, örneğin eskimiş olan ayakkabılarını veya modası geçmiş olan bir giyim eşyasını ya da okumuş olduğu günlük gazeteyi çöpe atabilir ki buna terk denir. Aynı şekilde, mülkiyetini devretmek maksadıyla bir eşyanın karşı tarafa teslim edilmesi halinde de zilyetlik zilyedin iradesiyle sona ermiş olur ki, buna da zilyetliğin devri deriz. Diğer taraftan zilyetlik, zilyedin iradesi dışında, onun istememesine karşın da kaybedilebilir. Örneğin bir şeyin çalınması, kaybedilmesi, gasbedilmesi (zorla alınması) veya dikkatsizlikle denize düşürülmesi hallerinde durum böyledir.

ZİLYETLIĞIN KORUNMASI
Medeni Kanun haksız saldırı ve gasp fiillerine karşı zilyetligi iki yoldan korumaktadır. Bunun yanında zilyetlik özel bir kanunla ‘idari yoldan” da korunmaktadır. O halde, zilyetliğin korunmasını sağlayan başlıca üç yol vardır. Bunları aşağıdaki şekildedir:

A)SAVUNMA HAKKI
Medeni Kanunumuzun 981. maddesine göre, “zilyet her türlü gasp veya saldırıyı kuvvet kullanarak defedebilir”.
Kanunun taşınır veya taşınmaz ayrımı yapmaksızın bütün zilyetlere tanıdığı bu kuvvet kullanma hakkına savunma hakkı denir. Bu hak Türk Borçlar Kanunu’nun 64. maddesinde yer alan haklı savunma (meşru müdafaa) hakkının özel bir hålidir.
Gasp, haklı bir sebep ve rizası olmaksızın zilyedin şey üzerindeki fili hakimiyetine zor kullanılarak veya gizlice son verilmesi demektir. Örneğin bir kimsenin elindeki çantayı zorla almak veya kapıp kaçmak vb. Saldırı (tecavüz) ise, haklı bir sebep ve rizası olmaksızın zilyedin şey üzerinde fiili hakimiyetini sürdürmesinin icra etmesinin) engellenmesi veya güçleştirilmesidir. Örneğin bir kimsenin evinin bahçesine çöp dökmek, tarlasından izinsiz gelip geçmek zilyetliğe saldırı sayılır.
Zilyet kendisine tanınan savunma hakkını, zilyetliğini saldırılara karşı korumak ve rizası dışında kendisinden alınan zilyetliğini yeniden ele geçirmek için kullanır. Fakat savunma hakkını kullanırken, durumun haklı göstermediği cebir ve şiddet kullanmaktan kaçınmakla da yükümlüdür (MK m. 981/11). Bu itibarladır ki zilyet, elinden çantasını kapıp kaçan zorbayı derhal yakalayıp kolunu kıvırmak suretiyle çantasını alabilecek iken, onu bıçakla yaralayıp veya öldürüp çantasını almaya kalkışamaz. Bu örnekten de anlaşılacağı üzere, zilyedin zorbadan şeyi zorla geri alabilmesi için, zorbayı fili işlerken veya kaçarken yakalaması şarttır. Araya bir süre girdikten sonra bu hak kullanılamaz; örneğin zilyet zorbayı bir hafta sonra gördüğünde onu yakalayıp eşyasını geri almak üzere ona karşı zor kullanma yetkisine sahip değildir.